Güvenlik Duvarı mı?

Geçen hafta içinde İsrail’in Gazzeye yardım götüren gemiye yaptığı hain ve acımasız saldırıdan sonra, Bu ülke ile aramızda ki ilişkiler hayli gerildi. Her kriz durumunda olduğu gibi her kafadan bir ses çıkmaya başladı. “İlişkilerimizi keseriz”, “Asker Gazzeye”, “Karşılıksız kalmayacak” vs.  İçimden bunların daha fazlasını söylemek geliyor ama one minute.

Yardım organizasyonunu düzenleyen İHH insani yardım vakfı’ nın web sitesi www.ihh.org , İsrail’ li bir firmanın ürünü olan Checkpoint tarafından bloklanmaya başladı. Yani eğer bilgisayar ağınızın önünde checkpoint kullanıyorsanız İHH web sitesine giremiyorsunuz. Aklıma hemen ya başka yerleri de engellerlerse sorusu geliyor.

Peki bu nasıl oluyor, bir kaçtane çok yaygın olmayan yerli ürün dışında kullanılan güvenlik duvarlarının hepsi yabancı firmalara ait, Checkpoint bunlardan biri, Türkiye piyasasında ciddi bir payı var, özellikle de büyük ağlarda. İHH’ nın web sitesine yapılan engelleme çok büyük bir olay değil, ürünleri kullanan kurumlar firma tarafından sağlanan kategori filtreleme özelliğini kullanıyor, firma dünya üzerinde ki bütün domainleri kategorilere ayırıyor, kullananlarda bloklanmasını istediği kategorileri belirliyor, bu kategori veritabanı sürekli güncelleniyor. İHH’ nın web sitesi hangi kategoriye koyuldu bilmiyorum ama büyük oranda yasaklanan bir kategoriye koyulmuştur.

Bu küçük olay alınması gereken önlemlerin  tetikleyicisi olmalı, daha büyük bir krizde kritik noktalarda kullandığımız bu cihazlar nelere sebep olur üzerinde düşünmek lazım. Teknolojide dışa bağımlı olduğumuz bir gerçek, ama bağımlılığımız sadece askeri alanda değil, aklımıza nedense sadece dışarıdan aldığımız uçaklar, roketler, silahlar geliyor. Daha büyük bir kriz anında iletişim altyapımız, telefon, internet, mobil iletişim şebekeleri vs. ne olur sorusunu ciddi olarak sormamız gerekiyor.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

Sosyal Ağlar ve Global Köyümüz

Bu kategoride uzun zamandır üzerinde kafa yorduğum sosyal ağlar ile ilgili düşüncelerimi ve bilgilerimi paylaşacağım. Sosyal ağların ne olduğu, türlerini, kullanım amaçlarını ve bunun yanında sosyal medya sektörü, pazarlamada nasıl kullanıldığını, siyasi kampanyalarda nasıl kullanıldığını daha önce bu mecraları kullanarak yürüttüğüm kampanya tecrübelerini de kullanarak anlatmaya çalışacağım.

Fakat bu konulara girmeden önce sosyal ağlar ve hayat üzerine söylemek istediklerim var. Sosyal ağ mecraları gün geçtikçe genişliyor, kullanım amaçlarına göre farklılı gösteren yüzlercesi var. Normal hayatta ki sosyal iletişim yollarına göre ve sosyalleşmek, örgütlenmek adına sunduğu büyük avantaj ve farklılıklara rağmen bu platformları kararında kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Marshal McLuhan ‘ın  Gutenberg Galaksisi ve Medyayı anlamak isimli eserlerinde (1962-1964) Global Köy teorisi hemen hemen gerçek oldu. Benim dikkat çekmek istediğim nokta ise kişilerin sosyal ağ mecraları aracılığı ile yaşadığı bu Global Köy ün gerçek hayata göre daha büyükmü yoksa daha küçükmü olduğu. Köyün evrensel olduğu bir gerçek; fikirlerini, çalışmalarını bu mecralar aracılığı ile bütün dünyaya duyuran ve kendine ait global bir sosyal çevre edinen yeni bir nesil oluştu. İnternet aynı matbaanın bulunması gibi insan algılamasını etkileyecek ve yaşam tarzını değiştirecek kadar köklü bir değişime sebep oldu ve bu çağın adı ne olursa olsun diğerlerinden çok farklı.

Bugün kendimize ait golobal köyümüzde uzun zamanlar geçirir olduk, 18-25 yaş grubunun zamanlarının %50 ile %75 arasında ki bölümünü sosyal ağ mecralarında geçirdiğini araştırma sonuçları gösteriyor. Bu araştırmaları da daha sonra ki yazılarda aktaracağım. Bu mecralara erişim imkanları da gün geçtikçe artmakta ve ucuzlamakta, artık sadece bilgisayarımız değil elimizi attığımız herşey bir şekilde internete ve sosyal ağlara erişir oldu, bu zaten yıllar önce öngörülen bir durum olduğundan artık şaşırtıcı değil. Mobil olarak internete erişim yaygınlaştığından artık nerede olduğumuzun önemi olmadan çevrimiçi olmaya başladık.

Peki otobüste giderken, kafe de otururken, evde , işyerinde, derste bile çevrimiçi iken hayata çevrimdışı olduğumuzun farkındamıyız. Dışarıda yaşanması gereken ve bizi bekleyen bir hayat var. İçinde bulunduğumuz bahar aylarında bizi bekleyen  bir anadolu,  oturup konuşulması gereken dostlar var, güzel yemek yenilecek mekanlar var. Bu konuya giriş yapmadan önce böyle bir giriş yapmam gerekiyordu, hayatı yaşamasını bilen biri iseniz problem yok fakat sosyal mecralarda geçirdiği hayatının arta kalan kısmının da internet üzerinde ki ikinci hayatında yaşayanlar var.

Sonuç olarak internetin ve sosyal ağ mecralarının sunduğu kolaylık ve faydalar çok güzel, imkar edilemez. Kullanmamak olmaz, mutlaka herkes kullanmalı, sağladığı imkanlardan faydalanmalı, hayata çevrimdışı olmadan. Yazının başında belirttiğim gibi bundan sonra sosyal ağ mecraları hakıında sıklıkla yazacağım.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

Bildiğin Hikaye

Her sabah erkenden kalkıp endişeyle, aceleyle gittiğimiz yer neresi, gittiğimiz yerde ki herkes ne için hergün orada, orada ki herkes olarak ne yapıyoruz.

140 metre kareden küçük olmayan evlerimizin kaç metre karesinde yaşıyoruz, 500 metre kare evi 1 dönüm bahçesi olanlar ne kadarında yaşıyorlar, elimizi yıkadığımız lavabonun taşının ne olduğu, vanasını çevirince su akan musluğun kalitesi neden bu kadar önemli, hiçbir şeyi düşünmediğimiz gibi bunu da düşünüp karar vermiyoruz bence.

Oturduğumuz ev 50 metre kare olsa, içinde kaliteli mobilyalar olmasa çokmu yazık olur bize !

Evet sistem! değilmi bizi bu hale getiren, insan yüzyılardır bu güç gösterisine devam ediyor, bu bir itibar savaşı. Tek başına bireyler olarak yaptığımız, büyük aileler olarak yaptığımız ve koskoca devletler olarak yapılan şeyin adı itibar savaşı. Dünya üzerinde ki 48 koca devletin bütçesi 3 kişinin bütçesine eşitmiş, açlıktan ölen insanların sebebi ne olabilirdi ki, insan sürdüregeldiği bu itibar savaşının nelere sebep olduğunun gayet tabi farkında.

Banka da ne kadar paranızın olmasını istersiniz, ne kadar mücevheriniz, kaç tane gayri menkulünüz, kaç tane arabanız olduğu zaman daha itibarlı olursunuz, hangi kozmetik ürününü kullanırsanız ve hangi markaları giyerseniz daha güzel! olursunuz. İzlediğiniz dizi deki güzel oyuncu dan neyiniz eksik ki sizde aynı parfümü kullanın sizde onun kadar güzel olursunuz, o dizi de ki bay oyuncunun bindiği araba onu ne kadar karizmatik! yapmış amaç aynı arabayı almak olmalı. O telefondan da almak lazım, o telefondan olmazsa alo demek çok zor, çok karmaşık.

İnsan yüzyıllardır bir güç mücadelesi içine girmiş, kapitalizm bu güç mücadelesini almış bambaşka bir yere götürmüş, insanlar zaman içinde şerefi, haysiyeti, kültürü, bilgiyi bir yana bırakmış sadece maddiyatı ile giydiği ile oturduğu ev ile itibar savaşını verir olmuş. Sizde onun kadar güzel olabilirsiniz, yaşınız mı geçti o zaman cerrahi operasyonlar, estetikler var her şeyin çaresi var siz yeter ki paradan haber verin, dodisi gelene dido.

Sadece itibar savaşı içinde olan toplumda kazanalar olacak, sonra bu kazanalar arasında daha büyük ve acımasız bir rekabet, sonra daha büyük bir savaş en son kazananda en itibarlı olacak, kazananlar çıkıp topluma kazanmanın yollarını anlatacak ve sizde böyle yapın diyecek. Üniversiteyi ikinci sınıftan terk eden ve çok zengin olan bir savaşçıyı Üniversiteye getirecekler ve o diyecek ki “siz hepiniz benim işçilerim olacaksınız”, hocalar ve öğrenciler alkışlayacak, hayran kalacak. Kimse itibarın gerçek anlamını öğretmeyecek, dergiler en itibarlı adamları listeleyecek. İlgiyle izlenecek en itibarlı adamlar, kadınlar, onların çocukları, bindikleri arabalar, hatta özel hayatları, hatta gece yaşamları. Ama en fakir olanların listesini kimse yapmayacak, kimse merak etmeyecek onların ne zaman açlıktan öleceğini, nerede yaşadığını ve gece hayatını. İtibarı parayla ölçen toplum sevgiyi neyle ölçeceğini bilemeyecek, arkadaşlığın değerini, insanlığın değerini neyle ölçeceğini bilemeyecek. Sonra hepsi toplum çok bozuldu diyecekler, bu dünyaya çocuk getirmekten korkacaklar. Arada bir kendilerinden daha itibarlı adamların yardım kuruluşlarının kermeslerine katılacaklar, yardımda bulunacaklar, kişlerin daha itibarlı olmalarına katkıda bulunacaklar. Bu kermelere katılacak kadar itibarlı olmayanlar da kısa mesajlarla katkıda bulunacaklar yardımlaşma derneklerinin siyasi organizasyonlarına, neden yardım ettiğini bilmeden.

Yardım kuruluşlarının, vakıfların, derneklerin bile kişilerin itibar savaşına destek olduğu güne geldik, inançların maddiyat için araç olduğu gündeyiz, siyaset uzun zamandır zaten araç. 

Aramızda ki farktan, hayat standartlarından, yaşam konforundan bahsettim biraz, liberal ekonominin ve demokrasinin vaad edilen güzelliklerine hiç rastlayamadım, dünya malının büyük bölümüne sahip olan kişilerin sistemi bu elbette, onların itibarını daha da artırmaktan başka neyi amaçlayabilirdi ki.

Eğer merak ediyorsak peki biz kimiz diye işte o son insanız biz. Fukuyama’nın anlatmaya çalıştığı, büyük çarkın küçük dişlileri, itibarı! uğruna herşeyini feda edebilecek olan, tamda kendisinden istenildiği gibi hiç düşünmeyen, reklamların verdiği ince mesajları hemen kapabilen, yeni trendlere kolayca ayak uydurabilen o son insanız.

Bu çarkın çomağını bekliyorum. Tarih o zaman tekrar başlar.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

Şöyle olsaydı, Böyle olmasaydı.

Her zaman yaptığım bir şeydi, geçmişte olmuş bir olayı farklı etkenlerle değerlendirip acaba nasıl olurdu diye sorgulamak. Bu soru dünya dönmeseydi ne olurdu yada su olmasaydı ne olurdu gibi bir soru değil. şuna benziyor; hakem penaltıyı vermeseydi takımın morali bozulmasaydı sonuç nasıl olurdu acaba gibi.

Özellikle tarihin bu gibi sorularla sorgulanamayacağını ne olsaydı sonucu ne olurdu bilinemeyeceğini düşünmeye başladım. Yavuz Sultan doğuya değilde batıya sefer yapsa daha mı iyi olurdu, sorusunun cevabı bilinemez. Cemalettin Taşkıran Hoca’ nın dersinde bu tarz sorular ve tartışmalar çığrından çıkmış iken Cemalettin Hoca noktayı koydu.

Ne ki olmamıştır bilinmez, ne ki olmuştur değişmez.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

2. Uluslararası Balkanlarda Sosyal Bilimler Kongresi

http://www.sbekongre.sakarya.edu.tr/ 

Özellikle kongre kapsamındaki, Ayak İzlerim kültür gezisi çok ilgimi çekti.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

ÜŞÜYORUM

Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda

Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum

Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey

Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..
                                                     Muhsin Yazıcıoğlu

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

Tarihin Sonu ve Son İnsan

Bütün yönetim biçimleri toplum adına refahı ve adaleti sağlayacağı iddiasına dayanır. Eğer bir yönetim refahı sağlar adaleti sağlayamazsa yada refahı sağlayamazsa yönetim yavaş yavaş toplumun gözünde zayıflar ve açıklarını kapatamazsa iflas eder.Aslında sosyalist totaliter ve sağ otoriter devletlerin neleri eksik yaptıklarından iflas ettikleri Fukuyama tarafından çok iyi saptanmıştır.

Bir sistemi iflas ettiği için yanlışlamak çok sığ bir yaklaşımdır. Liberalizm doğru sistem olabilir fakat biraz sonra belirteceğim sebeplerden dolayı ileride yanlışlanabilir. Ayrıca iflas ettiğinden dolayı bir sistemi yanlışlamak, bir diğerini ise Tarih’in sonu gibi bir yaklaşımla yanlışlamaya kapatmak bilimselde değildir.

İnsanın kültürlerin ve devletlerin bir itibar arayışı, hatta bir itibar savaşı içinde olduğu bir gerçektir. Halihazırda böyle bir kitabın yazılmış olması bile liberal A.B.D’ nin diğer devletler ve yönetim şekilleri arasında liberalizme bir itibar kazandırma savaşıdır.  Çünkü A.B.D’ nin refahı liberalizmin dünya üzerinde kabul görmesine bağlıdır.

Bir yönetim şeklinin bir toplumda kabul görmesi için kültürel yapının uygun olması gerekir, kültür emperyalizminin ve Avrupa Devletleri ile A.B.D’ nin bu kadar çok kültür ihraç ediyor olmasının sebebi budur.

Örneğin bir ülkede Mc Donald’s olması için toplum’un fast food denen yeme biçimini benimsemesi en azından benimsemeye yatkınlaşmış olması gerekir yani arz ve talep olması gerekir. Fast Food Amerikan kültürü olduğundan Mc Donald’s emperyalizmin simgesi haline gelmiştir.

İslami sistem toplumun tüm gününü, davranışlarını, toplumsal kuralları ve ekonomiyi topyekün düzenleyen bir sistemdir . Bir sistemin sağlıklı işleyebilmesi için bütün kurallarının sağlıklı işlemesi gerekir, liberalizm bazı ülkelerde bilime ve felsefeye uzak kalmalarından dolayı İslami sisteme alternatif olmuş ve başarılı olmuştur. Liberal kültürü çok hızlı özümseyen ve kültürünün parçası haline getiren toplumlar tabii ki İslami sisteme  uzaktır ve yaklaşması da zordur. İslami sistemin uygulamasında ki eksiklikler ve bunlardan doğan aksaklıklar sistemi yanlışlamaz, yanlışlamış olsa bile liberalizmin doğruluğu sonucunu doğurmaz.

Amerika ve Avrupa’da özellikle ekonomik krizler adeta bütün dünyanın kalbinin durma noktasına geldiği zamanlar olmaktadır. Son zamanlarda bu bir ritm bozukluğu gibi bu sistemin bütün dünyayı uzun bir bunalıma sürükleyecek gibi görünmektedir. İflas demiyorum ortada ekonomik açıdan kaybedenler varsa mutlaka kazananlar da vardır. İdeal liberal ekonomi tam olarak denetimsiz bir piyasa ekonomisini hedeflediğinden denetim ekonomik odakların eline geçmektedir. Mutlaka bir denetleyen vardır ve bu durumda piyasanın en güçlüleri denetleyenlerdir, bu sistem spekülasyona, haksızlığa ve rekabet adaletsizliğine açıktır ve öyle de olmaktadır.Liberal ekonomilerde büyük balık küçük balığı yutmaktadır.

İkinci en büyük aksaklık ahlaki ve aile yapısı konusundadır. Sapkınlıklar, uyuşturucu ve kaygısız yaşam biçimi bu toplumlarda giderek artmaktadır. Genç nüfusun azalması aile yapısının ortadan kalkması en büyük problemler ve sistemin bir türlü çözemediği alanlardır.

Liberalizmin bana göre neden tarihin sonu olmadığına ve gelecekte ideal yönetim biçimi olmayacağına gelince;

Birincisi insan sürekli kendini geliştirmeye ve yeni ufuklar açmaya devam etmektedir. Zaten yeni ufuklar açmaya devam ettiğinden bundan önce ki uygarlıklar kapanmış ve Batı uygarlığı ihtiyaç sonucu doğmuştur. Bundan sonra da böyle olacaktır.

İkincisi Liberalizm tamamen insan odaklıdır, her şey insanlar arası demokrasi ve politik haklar üzerine kuruludur.Son yüz yıl bize göstermiştir ki insanoğlu dünya da yalnız değildir. Sadece insan odaklı teknolojiler insan dışında ki unsurlara hızla zarar vermektedir, insan da bunun karşılığını doğadan zarar olarak almaktadır. Liberal ekonomini n oluşturduğu acımasız rekabet ortamı insanı kendisi dışında ki unsurları göz ardı etmeye zorlamaktadır. İnsan ın kendi eliyle kendini bitireceği öngörüleri bu yüzden yapılmaktadır.

Belki de insan kendini doğaya karşı olan sorumluluklarından dolayı çok keskin sınırlar içeren, hatta kendi yaptığı teknoloji ve karar sistemlerine bile etkide bulunacak bir yönetim şekline ihtiyaç duyacaktır.

Liberalizm iyi bir sistem olmaktan çıkmıştır, hatta Fukuyama’nın deyimi ile kendini diğer sistemlere karşı korumak adına HİROŞİMA gibi bir felaketi yaratacak kadar kötüdür.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

İyi Çalışmalar(!) İş Bankası

Genel olarak önemli şifreleri bir yerlere yazmak gibi bir huyum yoktur, daha doğrusu yazmamak gibi bir huyum vardır. Aylardır farklı kombinasyonlarını kullandığım bankacılık şifrem bir aklımdan çıktı, ne oldu bilmiyorum, şifremi 3 kez yanlış girdiğimden bloke oldu, sonra tam bir hafta internet bankacılığını kullanamadım. Kılavuz hesabım Gaziantep şubesinde olduğundan Ankara’da bir işlem yapamadım, telefonla interaktif bankacılık hizmetinde bana uygun bir çözüm bulunamadı, Gaziantep şubesinde ki her çalışanla en az 4 er kez konuştum, iki günümün büyük kısmı telefonla konuşarak ve faks çekerek geçti, ama olmadı.

Şimdi bütün yaşadıklarımı anlatsam çok uzun sürer ama bıktırdı beni bu banka, kavaklıdere şubesine giderek Gaziantep şubesinde ki hesabımı kapattırdım, kredi kartımı kapattırmak için talimat verdim, sadece maaş hesabımı kapatamadım, sonra kurumumun Garanti ile anlaştığını öğrendim ve çok yakında iş bankasında ki son hesabımı da kapatacağım.

İş Bankası Türkiye’ nin en köklü ve büyük bankası, kendi güvenliğim için aldıkları önlemleri anlayışla karşılıyorum, sonuna kadar haklılar ama o şube çalışanları yokmu bir hafta da derdimi anlatamadım.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

GÜMÜŞ TOPLANTILARI II (19.02.2010)

Gümüş toplantılarının ikincisi 19 Şubat tarihinde Maltepe’de yapılmıştır. Toplantının bir önceki ay belirlenen “Şia Geleneği ve Mezhepler” genel konusu üzerinde tartışmalar ve Sinan Toklu hocamızın oturum başkanlığında başlamıştır. Toplantıda irdelenen konular ve genel düşünceler aşağıdaki başlıklar altında belirtilmiştir;

i. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin vefatı ve hilafet makamı üzerine yapılan tartışmalar

Toplantının açışını müteakiben İslam dünyasındaki ilk ayrılık hareketleri ve Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) vefatını müteakiben hilafet makamı üzerine ortaya çıkan görüş ayrılıkları irdelenmiştir. Bu görüş ayrılıklarının o dönem içerisinde ortaya çıkardığı Hz. Muaviye taraftarlığı, Hz. Ali taraftarlığı ve Haricilik akımlarının günümüze etkileri tartışılarak, Cemal Vak’ası ve Sıffin Savaşı üzerine sohbet devam etmiştir.

ii. Şia Geleneğinin ortaya çıkışı ve gelişme evresinde İslam dünyasına etkileri

İslam’da ilk ayrılık hareketlerini müteakiben Haz Ali taraftarlarına verilen genel isim ve Arapça’da taraftar manasına gelen Şi’a geleneği ve oniki imam anlayışı üzerinde sohbet edilerek, oniki imam anlayışında altıncı imamdan sonra ortaya çıkan ayrılık ve Şi’a düşüncesindeki farklı görüşler tartışılmıştır.

iii. Şia Geleneği ile Ehl-i Sünnet Geleneği arasındaki farklar

Şi’a anlayışı üzerine yapılan genel değerlendirmelerden sonra Şi’a geleneği ile Ehl-i Sünnet arasındaki iki önemli fark üzerinde durulmuştur. Bunlar; Şi’a geleneğinin başladığı ilk günden bu yana gizlenme ihtiyacının doğal bir sonucu olan takiyye anlayışı ve Ehl-i Sünnet âlimlerince kapandığı varsayılan içtihad kapısının açık olduğu görüşleridir. Bu minvalde bugün İran coğrafyasında siyasi bir rejim haline dönüşen Şi’a geleneği ve Müslüman toplumlara yansımaları arkadaşlarımızın değerli görüşleriyle tartışılmıştır.

iv. Şia Geleneğinin Türk toplumuna yansımaları ve Anadolu Aleviliği

Son madde olarak özellikle Hacı Bektaşi Veli ile Anadolu coğrafyasını etkileyen Bektaşilik tarikatı ve Safevi devleti döneminde ve sonrasında Anadolu’da taraftar bulan Kızılbaş hareketi irdelenmiştir. Bu iki farklı ekolün Anadolu coğrafyasındaki etkinlikleri ve günümüz Alevi anlayışına etkileri üzerine yapılan tartışmalar sonucunda sohbetimiz nihayete ermiştir.

19.03.2010 tarihinde yapılacak üçüncü toplantımız üzerine değerlendirmelerin ve temennilerin yer aldığı son bölümde, farklı görüşler içerisinde yapılan tartışmalar sonucunda bir sonraki ayın konusu olarak “Peygamber Efendimiz’in  (S.A.V.) Hayatı” belirlenmiştir.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark

AZİZ KALE

Bağlantılar bölümüne eklediğim AZİZ KALE isimli bağlantı, Hıdır Düzkaya kardeşimin son derece edebi günlüğü. İzlemekte fayda var.

  • Facebook
  • LinkedIn
  • Delicious
  • Orkut
  • Twitter
  • Reddit
  • FriendFeed
  • Digg
  • Share/Bookmark